05/01/2026 Bu Yazı 251 Defa Görüntülendi.
Dün Dünya Braille Günü idi. Bu sebeple, bu hafta kelimelerin sadece gözle değil, parmak uçlarıyla da okunabildiği o sessiz ama derin dünyaya değinmek bir sorumluluk hâline geliyor.
Dün Dünya Braille Günü idi. Bu sebeple, bu hafta kelimelerin sadece gözle değil, parmak uçlarıyla da okunabildiği o sessiz ama derin dünyaya değinmek bir sorumluluk hâline geliyor. Zira bazı alfabeler vardır ki yalnızca harflerden ibaret değildir; bir hayatı, bir direnci ve bir umudu taşır. Braille alfabesi de tam olarak böyledir.
Braille alfabesinin hikâyesi, sanıldığının aksine doğrudan görme engelliler için başlamaz. 19. yüzyılın başlarında, Fransa’da askerî bir ihtiyaçtan doğan bir sistem dikkat çeker. Napolyon döneminde, gece karanlığında askerlerin ışık kullanmadan haberleşebilmesi için Charles Barbier tarafından geliştirilen “gece yazısı”, kabartma noktalarla okunabilen bir düzenekti. Her ne kadar askerî amaçla tasarlansa da bu sistem karmaşık ve kullanışsızdı. Ancak bu fikir, küçük bir çocuğun hayatını ve ardından milyonlarca insanın kaderini değiştirecek bir kıvılcım oldu.
Louis Braille, henüz çocuk yaşta geçirdiği bir kaza sonucu görme yetisini kaybettiğinde, kelimelerle olan bağının kopacağını sananlardan değildi. Barbier’nin sistemini temel alarak daha sade, daha işlevsel ve parmak uçlarıyla kolayca algılanabilir bir alfabe geliştirdi. Altı noktadan oluşan bu düzen, kısa sürede yalnızca bir yazı sistemi olmaktan çıktı; görme engelliler için eğitimin, bağımsızlığın ve eşitliğin anahtarı hâline geldi.
Braille alfabesi, görme engelli bireylerin hayatında eşsiz bir yere sahiptir. Okumak, yazmak, not almak, düşüncelerini kayda geçirmek ve bilgiye doğrudan ulaşmak, bu alfabe sayesinde mümkün olur. Bir metni başkasının sesine muhtaç olmadan okumak, bir insanın kendi dünyasını kurabilmesi demektir. Braille, bu yönüyle yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir özgürlük alanıdır.
Bu alfabenin sunduğu avantajlar inkâr edilemez. Braille okuryazarlığı, bireyin dil hâkimiyetini artırır, düşünme becerilerini geliştirir ve eğitimde kalıcı bir öğrenme sağlar. Sesli dinleme geçicidir; oysa parmakla okunan bir metin, zihinde iz bırakır. Ayrıca Braille, sessizdir; kimseye ihtiyaç duymadan, her ortamda okunabilir. Bu da kişiye mahremiyet ve bağımsızlık kazandırır.
Elbette her sistem gibi Braille alfabesinin de bazı zorlukları vardır. Braille kitaplar hacimlidir, basımı maliyetlidir ve her yayına kolayca ulaşılamaz. Dijital çağda sesli teknolojilerin yaygınlaşması, Braille kullanımını ikinci plana itme riski taşır. Oysa sesli çözümler destekleyici olabilir; fakat Braille’in yerini tutamaz. Çünkü Braille, dili öğretir; ses ise yalnızca aktarır.
Bugün Braille alfabesine değinmek, aslında insan onuruna, eşitliğe ve erişilebilirliğe değinmektir. Parmak uçlarında hissedilen her nokta, bir harften fazlasını anlatır: Sabırla örülmüş bir hayatı, karanlıkta yakılan bir ışığı ve kimsenin geride bırakılmadığı bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatır. Braille, görülmeyeni görünür kılan sessiz bir devrim olarak, varlığını hatırlatmayı hâlâ hak ediyor.
Mehmet YILDIRIM | 05.01.2026