26/08/2025 Bu Yazı 288 Defa Görüntülendi.
İnsanın ruhu, hayatın içinde karşılaştığı engellerle biçimlenir; engelli bireylerin ruhu ise çoğu zaman daha derin, daha hassas bir duyuşla yoğrulmuştur.
İnsanın ruhu, hayatın içinde karşılaştığı engellerle biçimlenir; engelli bireylerin ruhu ise çoğu zaman daha derin, daha hassas bir duyuşla yoğrulmuştur. Günlük yaşamda sıradan kabul edilen pek çok davranış, onlar için büyük bir sınav yahut ağır bir imtihan haline gelir. İşte bu yüzden, onların duygusal dünyası sıradan bir hassasiyetin ötesine geçer; çekingenliğin, kırılganlığın ve kimi zaman da öfkenin iç içe geçtiği bir hâl alır.
Toplumsal algının soğuk duvarları arasında sıkışan engelli bireyler, çoğu zaman yanlış anlaşılmanın gölgesinde kalırlar. Çekingenlikleri, çoğu kez hayata dair bir geri çekiliş değil, yanlış yorumlanmaktan yahut küçümsenmekten duyulan kaygının tezahürüdür. İnsanların bakışları, sözleri ve hatta sessizlikleri, onların yüreğinde derin izler bırakabilir. Bu nedenle, kimi zaman dünyadan saklanmayı tercih ederler.
Kırılganlık ise onların en görünür yanıdır. Küçük bir imanın yahut basit bir küçümsemenin bile yüreklerinde yankısı büyük olur. Çünkü hayat boyu katlandıkları yük, duygularını daha hassas bir terazide tartar. Onları inciten şey, yalnızca bedensel yahut zihinsel sınırları değil; toplumun, çoğu zaman farkında olmadan ördüğü görünmez duvarlardır.
Bazen de bu kırılganlık ve çekingenliğin yerini ani bir öfke alır. Çünkü biriken duygular, sessizlik içinde taşınamayacak kadar ağırlaşır. Agresif tavırlar, aslında içte biriken haksızlıkların dışavurumudur. Bir anlamda, görülmeyen ve duyulmayan haykırışların dile gelme biçimidir. Bu öfke, sanıldığının aksine yıkıcı değil; varlığını duyurma, eşit bir birey olarak kabul edilme arzusunun en keskin ifadesidir.
Çeşitli çalışmalardan elde edilen bulgular da bu durumu destekler niteliktedir. Araştırmalar, engelli bireylerin toplumsal önyargılar ve fiziksel sınırlılıklar karşısında, duygu dünyalarını farklı tepkilerle dışa vurduklarını göstermektedir. Kimileri sessizliği seçerken, kimileri içten içe kırılır; bir kısmı ise dışarıya taşan bir öfkeyle kendini savunur. Tüm bu hâller, aslında bir bütünün parçalarıdır: Engelli bireylerin incelikle örülmüş, derin anlamlar taşıyan ruh dünyası.
Onların duygusallığı, yalnızca bir zayıflık yahut savunmasızlık değil; aynı zamanda bir zenginliktir. İnsanlığın en saf, en içten yanlarını hatırlatan bir aynadır. Çekingenliklerinde sabrı, kırılganlıklarında masumiyeti, öfkelerinde ise adalet arayışını görmek mümkündür. Toplumun onlara göstereceği anlayış, bu duygusal dünyayı daha dingin, daha huzurlu bir kıyıya taşıyabilir.
Çünkü unutulmamalıdır ki, engelli bireylerin duygusallığı, hayatın yükleri altında incinmiş bir narinlik değil; aslında insan olmanın en derin, en samimi tezahürlerinden biridir.
Mehmet YILDIRIM | 26.08.2025