14/01/2026 Bu Yazı 280 Defa Görüntülendi.
Ben bir beyaz bastonum. Sessizliğin içinden konuşurum; karanlığın kalbine doğru uzanan ince, beyaz bir cümleyim.
Ben bir beyaz bastonum.
Sessizliğin içinden konuşurum; karanlığın kalbine doğru uzanan ince, beyaz bir cümleyim.
Gözlerden önce yola dokunurum, taşın soğuğunu, çukurun derinliğini, kaldırımın kibirli kenarını ben hissederim.
Beni tutan el titrediğinde, ona cesaret olurum;
adımlar tereddüt ettiğinde, yere vurup “buradayım” derim.
Ben bir beyaz bastonum.
Her sabah yeniden başlarım hayata.
Kapı eşiğinde durur, sokağın sesini dinlerim:
uzaktan gelen bir motor gürültüsü,
yaklaşan bir ayakkabı sesi,
rüzgârın taşıdığı belirsizlik…
Hepsini süzer, sahibime sessizce anlatırım.
Görmeyen gözlere rehberlik eden, konuşmayan bir dildir benim dilim.
Kafam taştan taşa vurulur.
Demirim kaldırımla tartışır,
ucum merdiven basamaklarında duraksar.
Canım yanar elbet;
ama bilirim ki her çarpışma,
bir düşüşü engeller.
Ben acıyı üstlenirim,
o dimdik yürüsün diye.
Ben bir beyaz bastonum.
Kalabalıkların içinden geçerim.
Bana çarpan omuzları, fark edilmeden savrulan hayatları tanırım.
Kimi zaman yok sayılırım,
kimi zaman sadece bir eşya sanılırım.
Oysa ben, bir insanın özgürlüğe uzanan koluyum.
Onsuz bir adım eksik kalır,
onsuz bir yol yarım olur.
Ben yarenim.
Sessizliğin dostuyum, sabrın yoldaşıyım.
Uzun suskunluklara alışığım.
Saatlerce konuşmadan yürürüz birlikte;
ama o suskunlukta güven vardır,
alışkanlık vardır,
derin bir anlayış vardır.
Avuç içindeki her sıkılışta,
“Bana güven” der sahibim,
ben de yere vurarak cevap veririm.
Ben bir beyaz bastonum.
Korkuyu tanırım.
Ani bir sesle irkilen bedeni,
bilinmeyen bir sokakta duran kalbi bilirim.
O anlarda biraz daha sert vururum yere,
biraz daha kararlı çıkar sesim.
Çünkü bilirim;
korku paylaşıldıkça azalır,
yol birlikte yüründükçe kısalır.
Ben umut taşırım.
Sadece yön değil, onur da gösteririm.
“Bağımsızsın” derim her adımda,
“Bu şehir senin de.”
Karanlık, benim için bir engel değildir;
karanlık, başka bir algının adıdır.
Görmeden de yaşanır,
görmeden de güçlü olunur.
Ben bir beyaz bastonum.
Yağmurda ıslanırım, çamurda kirlenirim.
Boyam aşınır, gövdem çizilir.
Ama her iz, bir yolculuğun hatırasıdır.
Her yıpranış,
bir insanın hayata daha sıkı tutunuşudur.
Bir gün eskirim belki.
Bir köşede sessizce dinlenirim.
Ama ardımda,
tek başına yürümeyi öğrenmiş adımlar,
korkusunu geride bırakmış yollar kalır.
İşte o zaman anlarım değerimi.
Ben bir beyaz bastonum.
Bir eşya değilim.
Bir sesim, bir sabrım, bir görevim var.
Ben düşmeden önce duran,
yalnız kalmadan önce konuşan,
karanlıkta umut olan bir yoldaşım...
Mehmet YILDIRIM | 14.01.2026