25/05/2026 Bu Yazı 114 Defa Görüntülendi.
Bayramlar; insanların birbirine daha çok yaklaştığı, kırgınlıkların unutulduğu, sofraların büyüdüğü, yolların sevdiklere çıktığı özel zamanlardır.
Bayramlar; insanların birbirine daha çok yaklaştığı, kırgınlıkların unutulduğu, sofraların büyüdüğü, yolların sevdiklere çıktığı özel zamanlardır. Ne var ki toplumun bir kesimi için bayramın sevinci çoğu zaman eksik, buruk ve yarım kalmaktadır. Engelli bireyler için bayram yalnızca yeni bir günün gelişi değil; aynı zamanda yıllardır değişmeyen ihmallerin, görülmeyen sorunların ve aşılmayan engellerin yeniden hissedildiği bir zaman dilimine dönüşmektedir.
Bugün hâlâ birçok engelli birey, bırakın sosyal hayata tam anlamıyla katılmayı, en temel insani ihtiyaçlarını dahi büyük zorluklarla karşılayabilmektedir. Kaldırımların işgal edildiği, toplu taşıma araçlarının erişilebilir olmadığı, kamu binalarının bağımsız hareket etmeye uygun biçimde düzenlenmediği bir ortamda “bayram coşkusu” herkese aynı şekilde ulaşamamaktadır. İnsanlar bayram ziyaretlerine giderken, bazı engelli bireyler evlerinden çıkabilmenin dahi mücadelesini vermektedir.
Oysa bayram; paylaşmanın, hatırlamanın ve gönüllere dokunmanın adıdır. Ancak ne yazık ki toplumun önemli bir kısmı engelli bireyleri yalnızca belirli günlerde ve sembolik cümlelerle hatırlamaktadır. Televizyon ekranlarında verilen birkaç mesaj, sosyal medyada paylaşılan birkaç temenni ya da protokol konuşmalarında edilen süslü sözler, yaşanan gerçekleri değiştirmeye yetmemektedir. Çünkü engelli bireylerin ihtiyacı acıma duygusu değil; eşit yaşam hakkıdır. İhtiyaç duyulan şey, birkaç saatlik farkındalık söylemleri değil; yılın her gününü kapsayan samimi ve kalıcı çözümlerdir.
Bayram sabahları herkes için umutla başlarken, birçok engelli birey için aynı zamanda yalnızlığın daha derinden hissedildiği anlardır. Ziyaret edilmeyen, hâli sorulmayan, sosyal yaşamın dışında bırakılan nice insan vardır. Kimi, görme engeli nedeniyle güvenli şekilde sokağa çıkamamaktadır; kimi, tekerlekli sandalyesiyle ulaşamadığı kaldırımlar yüzünden eve mahkûm edilmektedir; kimi ise işitme engeli sebebiyle toplumla kurduğu iletişimde büyük güçlükler yaşamaktadır. Bu nedenle bayramın sevinci, herkesin kapısını aynı sıcaklıkla çalamamaktadır.
Bir toplumun gerçek medeniyeti; en güçlülerinin değil, en dezavantajlı bireylerinin yaşam koşullarıyla ölçülür. Eğer bir şehirde engelli bireyler özgürce dolaşamıyor, sosyal hayata eşit katılamıyor, eğitimde, istihdamda ve kamusal yaşamda hâlâ görünmez duvarlarla karşılaşıyorsa, orada eksik kalan yalnızca fiziki düzenlemeler değil; vicdani sorumluluklardır.
Engellilik bir kader değil, ihmallerin büyüttüğü toplumsal bir dezavantajdır. Bu dezavantajları ortadan kaldırmak ise yalnızca devlet kurumlarının değil, belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun her ferdinin ortak görevidir. Çünkü erişilebilir kaldırımlar, sesli sinyalizasyon sistemleri, uygun ulaşım araçları, engelsiz sosyal alanlar ve fırsat eşitliği sağlayan politikalar bir lütuf değil; temel insan hakkıdır.
Bayramın gerçek anlamı, herkesin kendisini eşit, değerli ve hatırlanmış hissetmesiyle ortaya çıkar. Bir engelli bireyin hayatını kolaylaştıran küçük bir duyarlılık, yapılan en büyük bayram ziyaretinden daha kıymetli olabilir. Çünkü gerçek bayram; kimsenin kendisini dışlanmış hissetmediği, herkesin aynı umut ve aynı sevinçle yarına bakabildiği gündür.
Dileğimiz odur ki gelecekte bayramlar, engelli bireyler için burukluğun değil; eşitliğin, özgürlüğün ve gerçek anlamda toplumsal dayanışmanın simgesi olsun. İnsanların yalnızca sözlerle değil, davranışlarıyla da birbirine destek olduğu; erişilebilirliğin bir ayrıcalık değil hayatın doğal parçası hâline geldiği günlerde, bayramlar işte o zaman herkes için gerçek bayram olacaktır.
Mehmet YILDIRIM | 25.05.2026