12/05/2026 Bu Yazı 156 Defa Görüntülendi.
“Engelli” kişilik özelliği, kusur, eksiklik, değersizlik, değil; kişilerin yaşamsal fonksiyonlarının işlevselliğinin, bilimsel karşılığının hukuki durumunu temel hak ve hürriyetleri doğrultusunda ifade eden bir kavramdır.
“Engelli” kişilik özelliği, kusur, eksiklik, değersizlik, değil; kişilerin yaşamsal fonksiyonlarının işlevselliğinin, bilimsel karşılığının hukuki durumunu temel hak ve hürriyetleri doğrultusunda ifade eden bir kavramdır. Evrensel hukuk ve insan hakları temelinde sosyal devletlerin desteklemekle yükümlü oldukları dezavantajlı gruplardan birisidir. Kişilerin; doğuştan veya kaza, afet, hastalık, şiddet gibi nedenlerle fiziksel, zihinsel, duyusal, ruhsal, metabolik işlevlerinde meydana gelen kayıplarının durumu, bundan dolayı sahip olduğu öncelik ve hakları, bu haklarla ilgili devletin ve toplumun sorumlulukları ise; bir bütün olarak Engelli Hukuku temelinde varlık bulur. “Özel gereksinim” ifadesi ise; dar anlamda sadece bireylerin engeli dolayısıyla özellikle eğitim gibi temel haklarına ait ihtiyaçlarını ifade eder. Engelli ve özel gereksinimli kavramlarındaki yanlış toplumsal algılama ve anlam yüklemesi ise; hem bir damgalama hem de evrensel hukuk açısından hakkın tanımına yönelik algısal daraltma sorununu meydana getirir. Bu da evrensel hukukta ifade edilen “herkesin hukukta kişi olarak tanınma hakkına” yani “hukuki kişiliği” ile “onursal eşitliğe” yönelik bir kaybı ve değersizleştirmeyi meydana getirir. Temel yaklaşım hatamız daha başlangıçta “Engelliler Hakkında Kanun ”un özüne aykırı olarak “engelli” kavramına yönelik damgalayıcı tutumumuzdadır. Yani; hakkı tanımlayan kanunun adı Özel Gereksinimliler Kanunu değil; Engelliler Hakkında Kanun’dur ve dikkatimizden kaçan tam da budur.
Engelliler Hakkında Kanun, engelli kavramını şöyle tanımlıyor: “Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen birey” Yani; başarısızlık, değersizlik, kusur, eksiklik vb. yükleyip damgalama yaparak değiştirmeye çalıştığımız kavramın hukuksal ifadesi gayet açık ve nettir. Dikkatimizden kaçan bir diğer temel husus ise; kişi ve toplumlar, her alanda ve anlamda “yanlış, çirkin, değersiz, gereksiz, kötü” olanları değiştirmeye, düzeltmeye, iyileştirmeye ve güzelleştirmeye çalışır. Yani; engelli kavramına yönelik yaptığımız kişilik yükleme temelli damgalamadır. Tıpkı bize söylenen “Şizofreniyi hakaret olarak kullanıyoruz, adını değiştir.” diyen anlayışlarda olduğu gibi. Özel gereksinim ise; sadece “engellilik durumuna” ait ihtiyacı tanımlayan kavramdır. Engelliler Hakkında Kanun’un “Engellilik Durumu” tanımı bunu açıkça ifade etmektedir. ( Engellilik Durumu: Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel gereksinimlerini, uluslararası yöntemleri temel alarak belirleyen derecelendirmeler, sınıflamalar ve tanımları,” Yani; özel gereksinim ifadesi hukuki açıdan engelliliğe ait olan bir durumsal kavramdır. Sadece; temel haklara ait ihtiyacı tanımlar. Aslında özenli bir dilin ifadesi olarak öne çıkarmaya çalıştığımız “özel gereksinimli” ifadesi ile engelli bireylerin evrensel hukukta onursal eşitlik temelli tanımlanan hukuki kişiliğini yok ederek değersizleştirmekteyiz. Çünkü; “insan haklarına saygılı sosyal hukuk devleti” olabilmenin temel şartı, tüm dezavantajları ortadan kaldırarak kişilerin onursal eşitlik temelinde hukuki kişiliğini var etmektir. Engellilik ve ona bağlı ortaya çıkan özel gereksinim, bireylerin hukuki kişiliğine değil; sadece hukuki kişiliğinin haklarına ait kavramlardır. Yani; bütün insanlar varlıksal değeri ile onursal eşittir. Sağlıklı, hasta, yaşlı ve engelli de olsa bütün kişiler, hem temel gereksinimleri ve hem de hayata dair tercihleri doğrultusunda özel gereksinim ve hakları olan bireylerdir. Engelli bireylerin temel hayat amaçları ve varlık sebepleri sadece “özel gereksinim” olarak tanımlanan araçlara ulaşmak değildir. Özel gereksinim olarak ifade edilen ise; engelli bireylerin temel haklarına ait temel ihtiyaçtır. Örneğin; eğitim nasıl ki; engelsiz bireyler için temel haksa, engelli bireyler için de temel haktır. Engelsiz bireylere yönelik sadece kullandıkları temel haklara ait herhangi bir özel kavramsal tanımlama yapıyor muyuz? Mesela; özel gereksinimsiz, örgün eğitim alan vb.” diyor muyuz? Engelli bireylerin tüm haklarını, kişilik değerlerini yok edip, sadece kullandıkları hakka dair ihtiyaca vurgu yapınca, toplumsal bilinçaltımıza bir kusur ve eksikliğin ortadan kaldırılmasına yönelik algı oluşturarak engelli kavramını bir damgalama unsuru yapıyoruz. Bu da engelliliğe dayalı ayrımcılığı amaçlanın aksine pekiştirip görünür hale getirmektedir. Engellileri, sadece sahip oldukları hakka ait bir ihtiyaç üzerinden tanımlayıp ayrıştırmak, onların onuruna, hukuki ve sosyal kişiliğine yönelik bir değersizleştirmeyi meydana getirmektedir. İşin özü özel gereksinimli ifadesiyle dar anlamda rehabilitasyon ihtiyacı karşılanıp eksikliği ortadan kaldırılan birey vurgusu yapmış oluyoruz. Hâlbuki engelli dediğimizde tüm insanlarla onursal eşit olan engelli bireylerin engel durumu, o durum dolayısıyla meydana gelen dezavantajı, durumun engelliye sağladığı tüm hakları ve o hakların devlete ve topluma yüklediği tüm sorumlulukları bir bütün halinde ifade emiş oluyoruz. Bu nedenle; hukuksal kavram olarak, hukuki kişiliğe ait hak ve görevleri tanımlayan engelli ifadesine, sosyal kişilik yüklemesi ile olumsuzlaştırıp değersizleştirme yapmamaya özen göstermeliyiz. Engellilere karşı devlet ve toplum olarak üstlendiğimiz sorumlulukların bilincine tam manasıyla eriştiğimizde, engelli hukukunun tüm dezavantajları ortadan kaldırarak, onursal eşitlik temelli hakları ile engellilerin toplumsal varoluşlarına saygıyı tam manasıyla toplumsal değer olarak özümsemiş oluruz.
10-16 Mayıs Engelliler Haftası vesilesiyle Engelli kavramına “hukuk okuryazarlığı” temelli bir yaklaşımla bakış açımızı ifade etmiş olduk. Gün vesilesiyle hafta boyunca şehrimizi ve ülkemizi gözlemlediğimizde ruhsal engelliler ve yakınlarının yok sayıldığını bir kez daha açıkça göreceğiz.
TRSM GÜNDEMİMİZ: Hukuk dışı kapanma sürecini takibimiz ve çalışmalarımız devam etmektedir. Kapanma vesilesiyle TRSM’lerin amaçsal değerlerinin topluma aktarımıyla ilgili eksiklikler ile TRSM’lerin işleyişine ve damgalama ile mücadeleye yönelik hukuki çelişkiler açıkça ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede derneğimiz önemli bir veri işleme süreci imkânı bulmuştur. Geldiğimiz noktada Gaziantep Üniversitesi, TRSM binasında tadilat olmadığını tarafımıza açıkça ifade etmek durumunda kalmıştır. “Engelsiz Kent” denilen Gaziantep, ruhsal engellisi üniversitesinden kovulmuş olan; Engelli Kent’tir. Yaklaşık, iki bin ruhsal engelli ve yakını vatandaşlar ise; haklarına yönelik hukuk dışı müdahale ve sınırlama yapılan “REKTÖRZEDE” lerdir.
Serpil ACIOĞLU | 12.05.2026