24/04/2026 Bu Yazı 186 Defa Görüntülendi.
( TBMM, SİYASİ PARTİLER, KENT KONSEYİ, BAROLAR, STK’LAR, MEDYA)
Temeli adalet olan mülkün, egemenliğinin kayıtsız şartsız milletinin olduğu, devletinin tüzel kişiliğinin niteliği “insan haklarına saygılı sosyal hukuk devleti” olan ülkemizde hak savunuculuğu alanımızla ilgili bir adalet ve milli egemenlik meselesi değerlendirmesi yapalım istedik. Gönüllülük, kamu yararı esaslı üçüncü sektör olan sivil toplum faaliyeti, tamamıyla kamuya ait olan alandır. Bu bağlamda çalışmalarımızın tüm kapsamıyla toplumsal aktarımını yaptığımız meseleler tamamıyla kamunun tercihi ile şekillenen mevcut sorunlar ve onlarla ilgili yaklaşımlardır. Ruhsal engellilik açısından milli egemenliğin adalet kavrayışındaki sorunlar devletin “insan haklarına saygılı sosyal hukuk niteliğini hukuk dışı anti-sosyal hukuk anlayışına dönüştüren tüm meseleler bizim çalışma sistematiğimizin esaslarını şekillendirmektedir. 11 Nisan Dünya Şizofreni Günü vesilesiyle, Sevgili Dicle Atılmış ile yaptığımız söyleşide vurguladığımız hukuk okur-yazarlığı ve “devlet karışmaz” anlayışına bakışımız doğrultusunda TRSM meselesinin genel çerçevesini değerlendirirken aynı zamanda “kamu etiği” meselesinden de vurgulayacağımız hususlar olacaktır. Özellikle; Sevgili Dicle Atılmış’ın damgalama ile ilgili “çocuğa anlatır gibi anlatma ihtiyacı vurgusu” anlaşılmak istenmeyen durum neticesinde TRSM meselesinde de ortaya çıkmıştır. Böylece; TRSM meselesi ile ilgili çalışmalarımızın tüm kamuoyuna aktarımı ile ilgili son yazımızı bu çerçevede yazmış olacağız.
Bilgisini aldığımız, ama okur-yazarlığını kavrayamadığımız meselelerden biri olarak ifade ettiğimiz “hukuk okur-yazarlığı, siyasal yapı olarak tüzel kişiliği ile hukuksal varlık bulan devlet kavramındaki anlayışımızla ilgili sorun oluşturmaktadır. Yani işin özü; “hukuk devleti” “adalet mülkün temeli” kavramındaki algısal hatalar, toplumsal sorunlara kaynaklık etmektedir. Devlet, tüzel kişiliği anayasasında ifadesini bulan; yasama, yürütme ve yargı organları ile bir bütündür. Fakat her görev yapanın kendini ve yürütme organı olarak sadece hükümeti devlet sandığı anlayışta varlık bulan “devlet karışmaz.” zihniyeti ülkenin egemenlik kaynağının itibarına yönelik bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Çünkü; bir ülkede devletin karışmadığı konu ve bölge varsa o devletin bağımsızlığı ve uluslararası itibarı tehlikede demektir. Bu anlayış aynı zamanda tarih okur-yazarlığımızdaki eksikliğimizi de kanıtlamaktadır. Tüzel kişilik olan devlet, tanımlanan hak ve ödevler sistematiği içinde hukuksal varlık bulur. Devlet; tüm hakları kabul eder, tanımlar, korur, öğretir, geliştirir, sınırlar ve ihlallerle ilgili yaptırım uygular. Hukukta tüm insanların kişi olarak tanınma esası da devletin kendi tüzel kişiliği ve hukuku ile tanımladığı vatandaşın hukuki kişiliğidir. Özellikle başıboş serbestlik algısıyla bilinçaltımıza yerleştirilen “baba çiftliği” kavramı da bu yanlış anlayışı desteklemektedir. Hâlbuki devlet “baba çiftliğine” de karışır. Babamız, çiftliğini hukuki meşruiyet zemininde kurar. Baba çiftliğinde devletin hukuk kuralları çerçevesinde tanımladığı haklar ve diğer toplumsal düzen kuralları çerçevesinde yaşarız. Örneğin; devlet, baba çiftliğindeki günlük yaşantımıza, yediğimize, içtiğimize karışmaz ama babamızın çiftliğinde gıda üretip ticaretini yapmak istediğimiz veya suç işlediğimiz an devlet mekanizmasının işleyişindeki tüm süreçler devreye girer. Peki ya, Gaziantep Üniversitesi!.. Baba çiftliği mi, T.C. Devleti’nin üniversitesi mi? Gaziantep Üniversitesi; TRSM meselesinde “devletin üniversitesinde, devletin bütçesiyle, devletin niteliği, tüzel kişiliği, şahsiyeti, devletin engelli vatandaşının ihlal edilen hukuku üzerinden” zedelenen bir üniversitedir. Çünkü; devlet mekanizması bütünlüğünde yürütmenin, ülkeyi anayasa ve kanunlara uygun yönetmenin yanında devletin tüzel kişiliğini, yani şahsiyetini ve uluslararası itibarını temsil görevi de vardır. Yani Gaziantep Üniversitesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nin hukuk ve etik dışı kapanma süreci ile karşı karşıya kalışı devletin niteliği ve uluslararası itibarı meselesi bağlamında çok yönlü bir sorundur. Sürecin başlangıcı, gelişimi ile çalışmalarımız doğrultusunda tespiti yapılan ve gelinen aşamayı belirtmeden önce “kamu etiği” açısından değerlendirme yapacağız.
Etik, kamu yönetimi dâhil tüm mesleklerin hukuk ve toplumsal düzen kuralları temelinde işleyişini ifade eden, ahlak olgusunun önemli unsurlarındandır. Bu nedenle bizce meslek etik ilkeleri de toplumsal düzen kurallarının bir parçasıdır. TRSM meselesinde dikkatimizden kaçan konu ise; çok vahim bir kamu etiği krizi oluşturmuştur. Gaziantep Üniversitesi, devlet üniversitesidir. Devlet üniversitesinde, devletin cumhurbaşkanı tarafından atanan rektör, bütçesi devletin olan üniversitede, engelli vatandaşların devletin hukuk kuralı doğrultusunda üniversitede kazanılmış hakkını bütçe kârı kaygısıyla ortadan kaldırmıştır. Yani; TRSM hizmetinin mali yükü, engelli vatandaşın temel hak ve hürriyetlerinin kaybı ve o kaybın getireceği yaşamsal risk ve halk sağlığı sorunu üzerinden kıyaslanmaktadır. Mali külfetin ortadan kalkması için göze alınan hak kayıpları, vatandaşların rencide olan onuru ve üstlenmedikleri riskler devleti, anti sosyal hukuk devleti anlayışının savunucusu konumuna getirmiştir. Yani; devletin üniversitesinde Anayasa, Engelliler Hakkında Kanun, tarafı olunan uluslararası sözleşmeler, hukuk dışı ifade edilen üniversitenin idari özerkliği bahanesiyle açıkça ihlal edilmiştir. Devletin üniversitesinde mülkün temeli olan adalet ve milli irade sarsılmıştır. Adeta, engelli vatandaşın kazanılan hakkı Gaziantep Üniversitesi’nin bahşettiği lütufmuşçasına hukuk dışı serbestlikle ihlal edilmektedir, radyo programında da ifade ettiğimiz gibi bu açıkça devlet üniversitesinde devlete karşı, vatandaşın kazanılmış hakkı üzerinden meydan okumadır. 19 Ocak’tan bu yana tadilat gerekçesiyle hizmet verilmemektedir ama tadilat başlamamıştır. Gaziantep Üniversitesi, üniversitenin tüzel kişiliğinin itibarını bile düşünmeden kamuoyuna tadilat ile ilgili tutarlı hiçbir açıklama yapmamaktadır. Kamuoyunu hesaba almayan tutum da bir etik sorunu ve bizlerin hukuki haklılığını açıkça ortaya koyan bir durumdur. Çünkü rektörlüğün görevlerinden birisi de üniversitenin tüzel kişiliğinin saygınlığını korumaktır. Biz, şu soruyu sormalıyız? TRSM binası tadilatı, durdurulan hizmet dolayısıyla oluşacak kâr neticesinde mi başlatılacak? Varlığı iddia edilen tadilat bitince TRSM binası ile ilgili nasıl bir karar uygulanacak. Süreç, hukuk ve etik dışı ilerlediği için ruhsal engellilerde oluşan his kovulmadır. Bu etik soruna dikkat çektikten sonra TRSM meselesinin başlangıcından bugüne gelişen süreçler ile ilgili şunları vurgulayalım:
1. Gaziantep Üniversitesi TRSM’yi 19 Ocak’ta tadilat gerekçesiyle kapatmıştır. Hastalara doğrudan mali külfet ve servis taşıma hizmeti verilmek istenmemesi ifade edilemeyeceği için tadilat gerekçesi belirtilmiştir. Gaziantep Üniversitesi Başhekimliği derneğimize tadilat bilgisi vermemiş ve mali külfet öne sürmüştü. Rektörlük ise; AK Parti Milletvekili Ali Şahin’in danışmanı aracıyla tarafımıza doğrudan servis taşıma hizmeti verilmek istenmediğini söylenmiş ve TRSM için yeni yer yapıldığını belirtilmiştir. Bizim başvurularımız neticesinde Sağlık Bakanlığı’na tadilat gerekçesi resmi olarak usule aykırı bildirilmek durumunda kalınmıştır, sadece dokuz aylık süreç belirtilmiştir. Yani; tadilat işinin kararı, ihalesi, adı, firması, bütçesi, işin başlangıç ve bitişi hakkında hiçbir bilgi yoktur. Rektörlük sadece şifahi olarak tadilat var diyor ama Sağlık Bakanlığı bizim ihbarımızı dikkate almayıp cevabı kabul diyor.
2. Dernek olarak, sürecin tadilat değil; TRSM Hakkında Yönergeye ve hukuka aykırı bir kapanma süreci olduğunu tespit ettiğimiz için çalışmalara başladık. Siyasi Partiler, STK’lar, Gaziantep Barosu ile görüşmeler yaptık, basına demeçler verdik, 19 Şubat ile 28 Mart tarihinde iki basın açıklaması yaptık. Açıklamalardaki vurgumuz; ruhsal engellilerin “can, hukuk, onur güvenliği meselesi”, TRSM sürecindeki hukuksuzluklar ve Sayın Cumhurbaşkanımızın idari ve hukuki sorumlulukları çerçevesinde derneğimizin yeni dönem çalışmalarının başlangıcı olmuştur.
3. TRSM danışanlarının talepleriyle hedefledikleri 200 imzaya destek vererek Gaziantep Valiliği’ne yazdığımız dilekçe cevaplanmamış ve dilekçe hakkımıza doğrudan müdahale edilerek bize “Devlet üniversiteye karışmaz.” denilmiştir. Anayasa ve Engelliler Hakkında Kanun ile tarafı olunan uluslararası sözleşmelerden kaynaklı hakka dayalı olarak Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı TRSM Hakkında Yönerge ile ilgili hem Gaziantep Üniversitesi hem de mülki idare ve Sağlık Bakanlığı görev ihlalleri yapmaktadır. Tüm başvurularımız ve uyarılarımıza rağmen; sorunun çözümü ile ilgili gereğinin yapılmaması, devlet otoritesinin devletin üniversitesinde olmadığının bize açık beyanıdır. Anayasal güvence altında olan hak, üniversitenin idari özerkliği ve yetkisiyle müdahale edeceği konu değildir. Kazanılan haklar, devletin güvencesindedir.
4. Gaziantep Üniversitesi, idari özerkliği ile TRSM hizmetini vermeye, hizmeti durdurmaya veya bina tadilatına karar verebilir. Fakat bunu, Anayasa, Engelliler Hakkında Kanun’a ve tarafı olunan uluslararası sözleşmelerle TRSM Yönergesi’ne uygun yapmalıdır. Çünkü insan haklarına saygılı sosyal hukuk devleti olmanın gereği, Anayasa ve kanunların bağlayıcılığı vardır. Hukukta normlar hiyerarşisi gereği yönergeler, üst normlara atıf ve uygunlukla yazılır. Üniversitenin idari özerkliği ve yönerge hukuka aykırı olarak asla yorumlanamaz. Üniversite, hastaları diğer TRSM’lere yönlendirdiğini iddia ediyor. Bu yönlendirme değil; dayatmadır. Çünkü; hukuk gereği hastaların diğer TRSM’lere gitmekle ilgili kendilerinin rızası olmalıdır. Ayrıca; hasta hakları çerçevesinde hizmetin ani durması da risktir ve hastalar için bu risk, yönerge gereği hastalara önceden bildirilen ve kabul edilen bir risk değildir. Diğer, TRSM’ler kamu hastanelerine bağlıdır. Bu nedenle üniversite, kamu hastanelerindeki TRSM’lerin fiziki ve manevi koşullarına müdahale edecek idari tasarrufta bulunamaz. Ayrıca; diğer TRSM’lerin de bölge ve kapasite sınırı vardır. Diğer TRSM’lerde oluşacak yığılmalar, yönerge gereği önceliği olan asıl hak sahiplerinin haklarını sınırlayacak durum oluşturur. Bunu, yönlendirme yaptığını iddia eden üniversite de Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü de biliyor olmalıdır. Bu üniversitenin hukuk dışı yetki aşımı ve idareye müdahalesi anlamı taşır. Ayrıca; yönergede hizmetin sonlanma şartı hukuk devleti olmanın gereğiyle kişiler temelinde yazılmıştır. Yani; tüm hastalar açısından yönergedeki hizmet sonlanma şartı oluşmadan hizmet durdurulamaz. Tadilat, hizmeti sonlandırma gerekçesi olamaz. Mevcut durumda resmi olarak Sağlık Bakanlığı ruhsatnamesi aktif olduğu halde hizmet verilmiyor. Sağlık Bakanlığı da ihbarımızı dikkate alıp denetim yapmıyor. Rektörlük, vatandaşın kazanılan hakkını sınırlayamaz, değiştiremez, ortadan kaldıramaz. Bu açıkça anayasanın “hakkın sınırlandırması” ile ilgili on üçüncü maddesine aykırıdır.
5. TRSM’ler, poliklinik hizmeti değil; rehabilitasyon ve eğitim merkezidir. Bu nedenle, hastalara üniversite içinde geçici yer göstermeden tadilat yapılamaz ve hizmetin durma gerekçesi olamaz. TRSM’den hizmet alanlar ruhsal engellidir. Yani; tedavinin yanı sıra Engelliler Hakkında Kanun’da ifade edilen tüm hakların takibi bu merkezlerde yapılmaktadır. Sağlık hakkına paralel hasta hakkının yanı sıra, eğitim, sosyo-ekonomik vd. haklar da TRSM’de kullanılan ve takibi yapılan haklardır. Ruhsal hastalıklarda tedavinin aksaması ve ani değişiklikler tedavi ile elde edilen kazanımların ortadan kalması, iş gücü kaybı, öz bakımda azalma, travma, atak, intihar, riskidir ve sonuçları itibarı ile yakınlarını da etkileyecek halk sağlığı sorunudur.
6. Üniversite tarafından cevabı verilemeyen sorular şunlardır: 1. Tadilat, hizmetin durma gerekçesi olamaz, TRSM’ye üniversite içinde neden yeni yer gösterilmedi? 2. Binanın tadilatı ile ilgili kararın tarihi, sayısı, ihalesi, tadilat işinin adı, işi üstlenen firma, başlangıç ve bitiş tarihi nedir? Yeni yapıldığı iddia edilen yerle ilgili süreçler ne aşamadadır? 3. Henüz tadilat başlamadığı halde hastalar neden üniversiteden uzaklaştırıldı? 4. TRSM’den hizmet alan tüm hastalar açısından yönergede ifade edilen hizmet sonlanma şartı tamamlandı mı? Hastaların kaç tanesi kendi rızalarıyla diğer TRSM’lere yönlendirildi, kaç tanesi hizmeti durdurmak istedi? Sağlık Bakanlığı ruhsatnamesi aktif olduğu halde hizmet neden verilmiyor? 5. Yönergede belirtilen hasta hakları gereği hastalar eğitim ve tedavinin durması aksaması ile ilgili riskleri üstlenip kabul ettiler mi? 6. Gaziantep Üniversitesi olarak diğer TRSM’lere yapıldığı iddia edilen yönlendirme ile mülki idareye hukuk dışı müdahalede bulunma ile ilgili idari yetki nereden alındı? 7. Üniversite’nin idari özerkliğini vatandaşın kazanılmış hakkını ortadan kaldırma, sınırlama, değiştirme olarak yorumlama nasıl izah ediliyor? 8. Vatandaşın dilekçe hakkı ve kendi cumhurbaşkanına mağduriyetini anlatma hakkı doğrultusunda yazılan dilekçeye neden hukuk dışı müdahalede bulunuldu, üniversite olarak devlet ve cumhurbaşkanını temsil eden valilik makamına müdahalede mi bulunuluyor? 9. Devletin üniversitesi olan Gaziantep Üniversitesi’ne devlet ve rektörünü atayan cumhurbaşkanı neden karışamıyor?
7. Gaziantep Üniversitesi TRSM’nin kapanması ile ilgili hem üniversitenin hem de idarenin görev ihlalleri bakımından ortaya çıkan hukuk ihlallerini değerlendirelim. Anayasamızın başlangıç hükmü, devletimizin niteliği, görevleri, eşitlik ilkesi, ( Üniversite TRSM’leri ile kamu hastanelerindeki TRSM’lerden hizmet alan engellilerle ilgili ayrımcılık nedeniyle) temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ile ilgili hükümlerin ihlali açıkça görülmektedir. Ayrıca; Engelliler Hakkında Kanun ve kanun doğrultusunda güvence altına alınan tüm haklar ihlal edilmektedir. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, BM Engelli Hakları Sözleşmesi de açıkça ihlal edilmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Dünya liderliği vizyonu ile tüm dünya mazlumlarının yanında olan Türkiye’de, kendi vatandaşı olan ruhsal engelliler, devletin üniversitesinden hukuk ve etik dışı olarak uzaklaştırılmıştır. Kovulma hissiyle onuru rencide edilen vatandaşların hakkı üzerinden maliyet hesabı yapılması hem şehrimiz hem de ülkemiz açısından acizlik görüntüsüdür. Bu süreçte sessizliğe gömülen ise; mülki idaremiz ve başta Engelli Meclisi olmak üzere Kent Konseyi’mizdir. Biz inanıyoruz ki; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in de isyan ederek belirttiği bu “Muz Cumhuriyeti” manzarasını devletinin insan haklarına saygılı sosyal hukuk devleti ve evrensel insanlık değerlerinden taraf olan tüm STK’larımız, siyasi partilerimiz, değerli basınımız ve vatandaşlarımız sayesinde hep birlikte aşacağız.
Serpil ACIOĞLU | 24.05.2026