Sırrı Taşkın ELMA

Sırrı Taşkın ELMA

Yazar

'Biz Neşeli Günlerle Büyüdük, Çocuklarımız Servet Kavgalarıyla mı Büyüyecek?'

Eylül ayının gelmesiyle birlikte televizyon kanalları, kendilerince iddialı olarak nitelendirdikleri dizilerin yeni bölümlerini izleyicilerle buluşturmaya başladı. Yeni yayın döneminde ekranlara gelen dizilere baktığımızda, birbirinden farklı isimler ve karakterlerle karşımıza çıkan ancak konu bakımından birbirine oldukça benzeyen yapımlar görüyoruz.

Eylül ayının gelmesiyle birlikte televizyon kanalları, kendilerince iddialı olarak nitelendirdikleri dizilerin yeni bölümlerini izleyicilerle buluşturmaya başladı. Yeni yayın döneminde ekranlara gelen dizilere baktığımızda, birbirinden farklı isimler ve karakterlerle karşımıza çıkan ancak konu bakımından birbirine oldukça benzeyen yapımlar görüyoruz.

Televizyon kumandasıyla kanallar arasında gezinirken, zaman zaman da olsa izlediğim dizilerin birçoğunun Türk aile yapısını yeterince yansıtmadığını düşünüyorum.
Geçtiğimiz sezon yayınlanan bazı dizilerin ekranlarında dikkatimi çeken bir ifade vardı:"Gerçek hayat hikâyesinden alınmıştır."

Peki, gerçek hayattan alındığı belirtilen bu hikâyeler, izleyicilere nasıl bir aile yapısı sunuyor? Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz, ekranlarda gördükleri karakterlerden nasıl etkileniyor?

İşte benim asıl üzerinde durmak istediğim konu da tam olarak bu!

DİZİLER DEĞİŞİYOR, SENARYOLAR NEDEN HEP AYNI?

Yeni sezon dizilerine baktığımızda, neredeyse aynı konuların farklı karakterlerle yeniden karşımıza çıktığını görüyoruz.Zengin bir ağa, zengin bir hanımağa, servet sahibi güçlü bir aile... Bu ailenin karşısında ise olmazsa olmazımız fakir bir aile, fakir bir genç kız ya da yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren bir delikanlı!
Hemen hemen aynı konular etrafında dönen bu dizilerle ilgili kafamda deli sorular var. En azından ekran başına davet ettiğiniz izleyicilerin neyi izlediğini anlaması açısından önemli olduğunu düşündüğüm şu soruları sormak istiyorum:

Dizi, zengin bir ailenin yükselişini mi anlatıyor?

Zengin ailenin fakir aileyi ezmesini, küçük görmesini ve gücünü kullanarak istediğini yapabilmesini mi anlatıyor?

Yoksa fakir bir ailenin bütün zorluklara rağmen verdiği mücadeleyi ve yükselişini mi konu alıyor?

Elbette her dizinin kendine özgü bir hikâyesi vardır. Ancak farklı isimlerle ekranlara gelen yapımlarda sürekli benzer aile çatışmalarını, servet mücadelelerini ve güç gösterilerini izlemek zorunda mıyız?

GERÇEK HAYAT HİKÂYESİ DİYORSUNUZ, PEKİ VERİLMEK İSTENEN MESAJ NE?
Bir baba düşünün...

Ailesinden çok servetini önemseyen, sahip olduğu mal varlığını korumak uğruna türlü oyunlara başvuran, ailesinin mutluluğunu ve huzurunu ikinci plana atan bir baba!

Aynı ailenin oğlu ise babasının yaptıklarından bıkarak evinden uzaklaşıyor. Eğitimini tamamlıyor, doktor oluyor ve yıllar sonra ailesinin yanına geri dönüyor.

Aradan bunca yıl geçmesine rağmen babasında değişen hiçbir şey yok!

Hatta baba, geçmişteki davranışlarından ders almak bir yana, servetini ve gücünü koruma konusundaki tutumunu daha da ileriye taşıyor.

Şimdi soruyorum:

Bu karakter gerçekten yaşanmış bir hayat hikâyesinden alınmışsa, ekran başındaki izleyicilere nasıl bir mesaj verilmek isteniyor?

Güçlü olanın her istediğini yapabileceği mi anlatılıyor?

Servet sahibi olmanın aile bireylerine karşı sorumlulukları ortadan kaldırdığı mı gösteriliyor?

Yoksa bütün bu olumsuzlukların sonunda izleyicilere önemli bir hayat dersi mi verilmek isteniyor?
Benim merak ettiğim, yalnızca dizinin sonunda ne olacağı değil, o sona gelene kadar ekran başındaki çocukların ve gençlerin neler gördüğüdür.

ÇOCUKLAR VE GENÇLER EKRANDAKİ HAYATLARDAN NASIL ETKİLENİYOR?

Dizilerde karşımıza çıkan lüks yaşamlar, gösterişli evler, pahalı otomobiller ve sınırsız maddi imkânlar, özellikle çocukların ve gençlerin dikkatini çekebiliyor.

Ekranda gördüğü karakterin yaşadığı rahatlığı, sahip olduğu imkânları ve istediği her şeye kolaylıkla ulaşabildiğini izleyen bir genç, kendi ailesinin yaşam koşullarıyla bu hayatı karşılaştırabilir.

İşte burada aileler açısından önemli bir sorun ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

Ailesinin maddi imkânlarını yeterli görmeyen bir çocuk ya da genç, anne ve babasına dönerek şu soruyu sorabilir: "Benim de böyle yaşamaya hakkım yok mu?"

Elbette her çocuk ve genç, izlediği dizilerden aynı şekilde etkilenmez. Ancak ekrandaki hayatları kendisine örnek alan bazı gençlerin, ailelerinin ekonomik koşullarını göz ardı ederek anne ve babalarından karşılayamayacakları taleplerde bulunması mümkündür.

Ailesini geçindirmek için gece gündüz çalışan, çocuklarının eğitimini ve geleceğini düşünerek fedakârlık yapan anne ve babalar açısından bu durum yeni sıkıntılara yol açabilir.

Ben, özellikle aile içindeki saygının, sevginin ve karşılıklı anlayışın korunması gerektiğine inanıyorum.

Televizyon ekranlarında sürekli olarak maddi gücün, gösterişin ve sınırsız tüketimin ön plana çıkarılmasının, çocukların ve gençlerin aile hayatına bakışını olumsuz etkileyebileceği endişesini taşıyorum.

BİZ NEŞELİ GÜNLER, BİZİM AİLE VE AİLE ŞEREFİ İLE BÜYÜDÜK!

Bizler, Türk sinemasının unutulmaz yapımları arasında yer alan "Neşeli Günler", "Bizim Aile" ve "Aile Şerefi" gibi filmlerle büyüdük.

Bu filmleri izlerken kimi zaman kahkahalarla güldük, kimi zaman gözyaşlarımızı tutamadık.

O filmlerde de zengin vardı, fakir vardı. Aile içi anlaşmazlıklar, maddi sıkıntılar ve kuşak çatışmaları vardı.

Ancak o filmlerde izleyiciye geçen çok önemli bir duygu da vardı:

Aile olmak!

Birlikte mücadele etmek, birbirine sahip çıkmak, hatalardan ders almak ve bütün zorluklara rağmen aile bağlarını koruyabilmek...

Şimdi bazıları çıkıp, "O filmlerde de zengin ve fakir ayrımı vardı" diyebilir.

Elbette vardı!

Ancak benim anlatmak istediğim, zengin ya da fakir karakterlerin bulunması değil, bu karakterler üzerinden izleyiciye verilen mesajdır.

O filmlerde zengin, yaptığı hatanın farkına varabiliyor; fakir ise kaderine küsmeden, onurunu kaybetmeden ve çalışmaktan vazgeçmeden yaşam mücadelesini sürdürebiliyordu.

En önemlisi de aile bireyleri, bütün anlaşmazlıklara rağmen birbirlerine olan sevgilerini ve saygılarını korumaya çalışıyordu.

Bugün ekranlarda izlediğimiz bazı dizilerde ise servet kavgalarının, entrikaların, aile içi hesaplaşmaların ve güç mücadelelerinin çok daha fazla ön plana çıktığını düşünüyorum.

Peki, biz aile olmanın güzelliğini anlatan hikâyelerden ne zaman bu kadar uzaklaştık?

RTÜK, AİLE YAPISINI ETKİLEYEBİLECEK DİZİLERİ DAHA DİKKATLİ DEĞERLENDİRMELİ

Televizyon dizilerinin yalnızca yetişkinler tarafından izlenmediğini unutmamalıyız.

Çocuklar ve gençler de aileleriyle birlikte ekran başına geçiyor. İzledikleri karakterlerin davranışlarını, konuşmalarını, yaşam biçimlerini ve aile ilişkilerini gözlemliyor.

Bu nedenle televizyon yapımcılarının, senaristlerin ve yayıncı kuruluşların toplumsal sorumluluklarını göz ardı etmemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Burada amacım, bütün dizilerin aynı konuları işlemesini istemek ya da zengin ve fakir karakterlerin bulunduğu hikâyelere karşı çıkmak değildir.

Elbette televizyon dizilerinde hayatın farklı yönleri, aile içi çatışmalar, toplumsal sorunlar ve ekonomik eşitsizlikler anlatılabilir.

Ancak bunlar anlatılırken özellikle çocukların ve gençlerin gelişimi, aile içindeki sevgi ve saygı ilişkileri ile izleyiciye sunulan davranış modelleri de dikkate alınmalıdır.

Bu noktada Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK), yayınları çocukların ve gençlerin korunması ile aile değerleri açısından titizlikle değerlendirmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Yayın özgürlüğünü ve sanatsal anlatımı gözetirken çocukların ve gençlerin korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınması, üzerinde durulması gereken bir konudur.

SON SÖZ: SERVETİN BÜYÜKLÜĞÜ DEĞİL, AİLENİN DEĞERİ ÖNEMLİ!

Bir ailenin mutluluğu, yaşadığı evin büyüklüğüyle, kullandığı otomobilin markasıyla ya da banka hesabındaki parayla ölçülemez.

Bir aileyi ayakta tutan en önemli değerler; sevgi, saygı, güven, fedakârlık ve karşılıklı anlayıştır.

Televizyon ekranlarında zenginliğin ve gösterişli hayatların anlatılmasına karşı değilim. Ancak bu hayatlar anlatılırken aile bağlarının, insani değerlerin ve emeğin öneminin de göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü çocuklarımızın ve gençlerimizin yalnızca servet sahibi olmayı değil, iyi bir insan olmayı, ailesine saygı duymayı ve kendi emeğiyle ayakta kalabilmeyi de önemsemesini istiyorum.

Ekranlarda gördüğümüz karakterler değişebilir, dizilerin isimleri ve senaryoları farklılaşabilir.

Ancak unutmamamız gereken bir gerçek var: Servet kaybedildiğinde yeniden kazanılabilir. Peki, sevgi, saygı ve güven kaybedildiğinde dağılan bir aileyi yeniden bir araya getirmek o kadar kolay mıdır?

İşte televizyon yapımcılarının, senaristlerin ve yayıncı kuruluşların üzerinde düşünmesini istediğim asıl soru budur.

 

 

 

Sırrı Taşkın ELMA  | 21.09.2026