Eğitim-İş Gaziantep Şube Başkanı Ali Arpat, son günlerde okullarda görülen ve önlenemeyen şiddete ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Arpat, Türkiye’de eğitim ortamlarının akran zorbalığından siber zorbalığa, fiziksel ve psikolojik şiddetten eğitim emeklilerine yönelik silahlı saldırılara kadar uzanan çok boyutlu bir şiddet sarmalında olduğunu belirtti.
Okullarda tanık olunan doğrudan şiddetin, ekonomik, toplumsal ve kurumsal yapısal krizlerin okul duvarlarından içeri sızan en görünür semptomu olduğunu ifade eden Arpat, eğitim sisteminin çocukların iyi oluşunu ve pedagojik gelişimini merkezine alan kamusal yapıdan hızla uzaklaştığını savundu.
“Öğretmen şirket çalışanına, öğrenci ve veli müşteriye dönüştürüldü”
Arpat, eğitim sisteminin piyasacı, rekabetçi ve dışlayıcı bir karaktere büründüğünü öne sürerek, öğretmenin şirket çalışanına, öğrenci ve velinin ise müşteriye dönüştürüldüğünü ifade etti.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimi saran bu soruna çözüm üretmek yerine “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ve “ÇEDES” gibi bilimsel temelden uzak müfredat dayatmalarıyla okulları tarikat ve cemaat uzantısı yapıların kuşatmasına açtığını iddia eden Arpat, çocukların enerjilerini sağlıklı biçimde yönlendirebilecekleri müzik, resim ve beden eğitimi gibi derslerin arka plana itilmesinin okullardaki şiddet zeminini doğrudan beslediğini söyledi.
“Sanat ve spor bu sistemde yük olarak görülüyor”
Akılcı ve bilimsel bir eğitim modelinde okul içi şiddeti, akran zorbalığını ve öfkeyi sönümleyen en güçlü bariyerlerin sanat ve spor olduğunu vurgulayan Arpat, “Ne yazık ki bu sistemde sanat ve spor birer yük olarak görülmektedir. Spor sahada rekabeti dostça yapmayı, sanat ise farklılıklara saygı duymayı öğretir; bunları müfredattan silmek, okulu ruhsuz bir yarış pistine ve dolayısıyla bir şiddet alanına çevirmektir” dedi.
“Öğretmenlik meslek onuru sistematik olarak aşındırıldı”
Arpat, öğretmenlerin toplumdaki yeri ve saygınlığının Bakanlık ve yetkililerin “küçümseyen, hedef gösteren siyasi söylemleriyle” sistematik olarak aşındırıldığını öne sürdü. Öğretmenlik meslek onurunu ve eğitim fakültesi diplomasını yok sayan “Milli Eğitim Akademisi” dayatması, öğretmenler odasını bölen uzman/başöğretmenlik hiyerarşisi ve kadrolu-sözleşmeli-ücretli güvencesiz istihdam modellerinin mesleki tahribatın ana unsurları olduğunu belirtti.
CİMER gibi platformların okullarda adeta bir ihbar ve baskı mekanizmasına dönüştürülmesinin öğretmenin mesleki otoritesini sıfırladığını savunan Arpat, en temel hakları ve meslek onuru için direnen öğretmenlerin kolluk kuvvetleri eliyle şiddete maruz bırakılmasının okul içi şiddeti toplum gözünde meşrulaştıran tehlikeli bir zemin hazırladığını ileri sürdü.
“Çözüm polisiye önlemler değil, güvenli okul iklimi”
Kalıcı çözümün okulları “eli silahlı personelle hapishaneye çevirmek” olmadığını belirten Arpat, çocukların güvenlik, aidiyet, değer görme ve kendini gerçekleştirme gibi temel psikososyal ihtiyaçlarına yanıt veren güçlü bir okul iklimi ve “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” vizyonunun inşa edilmesi gerektiğini söyledi.
Şiddeti önlemenin yolunun polisiye önlemler değil; çocuk haklarını her şeyin üzerinde tutan, çocukların psikososyal ihtiyaçlarını merkeze alan pedagojik ve bilimsel çözümler üretmek olduğunu vurguladı.
“Laik ve bilimsel eğitim ilkesi esas alınmalı”
Arpat, güvenli okul iklimini inşa etmek ve şiddet sarmalını önlemek için tarikat ve cemaat protokollerine son verilerek laik ve bilimsel eğitim ilkesinin esas alınması, piyasa odaklı değil kamusal yararı gözeten politikalar üretilmesi, öğretmenin mesleki otoritesini güçlendiren, saygınlığını ve karar alma süreçlerindeki etkinliğini artıran düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade etti.
Eğitim-İş’in mücadelesinin temel dayanağının “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” hedefi olduğunu belirten Arpat, bunun ancak eşitlikçi, kamusal, demokratik, laik, bilimsel ve kapsayıcı bir eğitim sistemiyle mümkün olacağını söyledi.
Arpat, “Eşitliğin olmadığı yerde adalet, adaletin olmadığı yerde güvenlik, güvenliğin olmadığı yerde ise eğitimden söz edilemez” diyerek, okulları saran şiddet, liyakatsizlik ve adaletsizlikle mücadelenin tek yolunun Cumhuriyet’in aydınlanmacı temellerine sımsıkı sarılmak ve kamusal, bilimsel, laik eğitimi tavizsiz savunan, boyun eğmeyen bir toplumsal dayanışma örmekten geçtiğini sözlerine ekledi.








