İnsan Hakları Derneği (İHD) Gaziantep Şubesi, kuruluş yıldönümü dolayısıyla yayımladığı bildiride Türkiye’de hukuk ve insan hakları alanındaki mevcut duruma ilişkin sert eleştirilerde bulundu.
Şube Başkanı Av. Bahri Oğuz’un imzasını taşıyan açıklamada, hukuk devleti ilkesinin işlemediği, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında ciddi aksaklıklar yaşandığı öne sürüldü.
Oğuz, uygulamada hakları güvence altına alması beklenen mekanizmaların çoğu zaman hak ihlallerinin faili konumuna düştüğünü belirterek, erkler ayrılığı ilkesinin terk edildiğini ve yargı başta olmak üzere tüm denetim mekanizmalarının etkisiz hale geldiğini savundu.
Açıklamada yaşam hakkı, işkence yasağı, ifade özgürlüğü, protesto hakkı, örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma, kişi güvenliği ve ayrımcılık yasağı gibi birçok temel alanda ihlallerin sürdüğü ifade edildi. Devletin insan haklarını koruma yükümlülüğünü terk ettiği öne sürülürken, ifade ve örgütlenme üzerindeki baskıların çoğulculuğu zedelediği vurgulandı.
Başkan Oğuz, şiddet ve nefret içermeyen fikirlerin suç sayılmaması gerektiğini, farklılıkların tehdit değil toplumsal zenginlik olduğunu kaydetti. Eleştirinin demokratik yaşamın temel unsurlarından biri olduğu hatırlatıldı.
Cezaevlerindeki hak ihlallerine de değinilen bildiride, uzun süreli tecrit uygulamaları, mahpusların sağlık sorunları ve infaz hukukundaki aksaklıklar insan onuruna uygun bir ceza infaz sisteminin gerekliliğiyle ilişkilendirildi. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin de temel haklara sahip olduğu unutulmamalı denildi.
Kadın hakları cephesinde ise toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan politikaların tehdit altında olduğu belirtildi. 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi, eşitsizliği besleyen ve cinsiyet eşitliği fikrini alandan silmeye yönelik adımlar olarak değerlendirildi. Kadın cinayetleri, şiddet ve örgütlenme engelleri bu politik tutumun sonucu olarak gösterilirken, 8 Mart ve 25 Kasım gibi günlerdeki barışçıl gösterilerin engellenmesi, kadınların kamusal alandaki varlığına müdahale olarak nitelendirildi.
Kürt meselesine de değinen Oğuz, mevcut barış ve çözüm sürecini demokratik yöntemler açısından anlamlı bulduklarını ancak kalıcı barışın yalnızca tek taraflı iradelerle sağlanamayacağını ifade etti. Devletin de demokratikleşme, hukuk ve insan hakları temelinde somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. Toplumun belirsizliğe değil, güven veren, şeffaf ve demokratik bir yol haritasına ihtiyaç duyduğu kaydedildi








